|
Hamdi kardeşim; karagümrük.org yi tekrar faaliyete geçireceğim deyince, inanın en az kendisi kadar sevindim. Karagümrük'lülerin seviyeli ve bizlere yakışır; olgun aynı zamanda ağır başlı bir siteye o kadar o kadar ihtiyaçları var ki. Bu boşluğun böylece; tekrar doldurulacak olması; o kadar haz verici ki, inanın diğer takımların sitelerine giriyor ve bunun özlemini çekiyordum; uzun zamandır. Neyse uzatmayalım ve ukalalık yapmayalım. Hamdi kardeşim; benden eskiye dayanan anılarımdan, aklımda kalan bir tanesini istedi. Bende beylerbeyi-karagümrük maçını, yazmak istedim, bir an için. Sene 1980, yani 1980-1981 sezonu, askerden yeni gelmişim. Karşıda anadolu yakasında oturmama rağmen, her fırsat buldukça karagümrüğüme gitmekte ve hiç bir maçı kaçırmamaya çalışmaktayım. Şimdiki dostumuz ve kardeşimiz olan sarıyer'lilerle, kanlı bıçaklıyız o günler. Biz ortalardayız, onlar ise lider ve peşlerinden de düzce gelmekte. Gene de çıkmadık candan ümit kesilmez dercesine; her maça ölümüne gidiyoruz. Puan kaybına ise hiç mi hiç tahammülümüz yok. Bahar aylarındayız, o sıralar. Hava o kadar günlük güneşlik ki; insanların içi kıpır kıpır. Pür neş'e spor akademisi stadına gittik semtten tutulan üç otobüsle. Kim başkan inanın şu an hatırlamıyorum. Semtte büyük bir inaç, büyük bir öz güven ve büyük bir öz veri, büyük bir inanmışlık var o zamanlar. Maç başladı tabii, taraftarımız hele hele o zamanın gençleri olan bizler yırtınıyoruz; takımımızı galip getirtmek ve iki puanı alan taraf biz olabilmek için. O zamanlar galip gelen takım iki puan alabiliyor. Beylerbeyi de o zamanki kadrosuyla hiç de traşa bağlamıyor. Mücadeleci ve saldırgan bir ekip, yanılmıyorsam 2 de amatör milli topçuları var o zamanlar. İlk yarı attığımız gole ikinci yarı yediğimiz golle cevap geldi ve 1-1 berabere ayrıldık staddan. Stadın çıkışındaki meydan bir ana baba günü; itiş kakış; küfür gırla gidiyor. Otobüsün kapısından aşağı saldırana polis copları inip kalkıyor. İnsafsız ve acımasızca. Ama şu var ki otobüsün arka kapısını açmak ve kapatmak kesinlikle şöförün değil bizim insiyatifimizde. Sonuçta yapacak bişi yok. Biz üç otobüs falan; tıka basa 200 kişi kadarız. Yola düzüldükçaresiz. O zamanlar 2. Köprü yapılmamış, mecburen beylerbeyi içinden geçmemiz gerekmekte. Ufak tefek taşlar geliyor solumuzdaki tepelerden otobüs camlarına, hatta hatta 1, 2 de cam patlıyor bu arada . Ama durmamız mümkün değil. Çünkü karşımızda muhatap alınabilecek mesaplaşılabilecek, kimse yok. Benim bindiğim otobüs sanırım ortadaki olsa gerek, düşünüyorum da şimdi koooskoca 28 yıl geçmiş aradan. Beylerbeyi merkeze geldik sonuçta. Bizim gittiğimiz istikamet üsküdar'a doğru ve yolun deniz tarafı aynı zamanda biraz da alçak. Beykoz'a giden taraf ise; 2 metre kadar yüksek. Şimdi oradan geçerken hala hatırlarım o günleri. İşte tam orada; bizi bilmez beylerbeyi taraftarları, yolu barikatlarla çöp bidonlarıyla kapatmışlar. Trafiği de kesmişler, sağdan soldan veriyorlar taşı. İnanın kardeşlerim 7 den 70 e herkez, herkez bi anda karınca gibi döküldük otobüslerden. Bizim o sıralar en büyük özelliğimiz hem birbirimizi tanımak, ve tutkun olmak birbirimize, her kafadan da ses çıkmıyor kesinlikle. Büyüklerimiz de o zaman çok daha güven verici ve inandırıcı. Kesinlikle kimsenin kimseye bir toplu iğnenin ucu kadar bile yanlışı yok. O zamanlar. Olamaz da böyle bir şey. Şerefsizim; her kez birini bulmuş kendi çapında yumuluyor. Beylerbeyi merkezde. Allah rahmet eylesin kutsi baba bile 70 yaşında bir delikanlı gibi bastonunu kaldırmış, kahveye saldırıyor. Düşünün artık rahmetli elektirikçi kamış izzet abinin bile elinde koskoca bir taş parçası var. Tam o anda bir şangırtı duydum, kaya varya bizim kaya. Hırkaı şeriften hani. Onun bir akrabası vardı. Zafer di adı. Büyük aygaz tüpünü almış ve kahvenin en büyük camına patlatıvermiş. Bu zafer hakkında daha sonraları bazı olumsuz şeyler duydum. İzmir'e yerleşmiş olduğunu biliyorum. Ama konumuz bu değil şimdilik. Haaaa sakın yanlış anlaşılmasın; bizim kimsenin dalgasında dümeninde falan gözümüz yok. Fakat mekan sahibinin, bizleri tahrik eden dallamaları da bir şekilde engellemesi ve kahvesine iltica etmelerine izin vermemesi gerekiyor. İnanın bana bir anda semtimin insanlarının hepsinin elinde sopalar, odunlar, inşaat demirleri, beylerbeyinin yeni yetmelerini yada eskiden yetmişler de bizi tanımamışlarını; sağlıklı yaşam için kendi muhitlerinde zoraki koşturmaya başladık. Onlar önde biz arkada. Ha babam, de babam. Bizim içimizde de en genci benim içinde bulunduğum grup. Öyle şimdiki gibi kesinlikle çoluk çocuk yok aramızda. Ben bile askerden yeni gelmişim o sıralar. Düşünün. Bizle kimler miyiz, malatyalı bir kardeş vardı o var. Aydın kral var. Cücü var. Kaynana ahmet var. Sanırım arap göksel de var. Cengiz balta var. Ati var. Kaya var. Şarapçı ihsan var. Bulgar ibo da var. Uzun ercan da. Zaten amigomuz uzun ercan o sıralar. Babası da; allah rahmet eylesin o zaman ki; idare heyetinde. Bir sahne daha hatırladım. Aydın kralın abisi, o yolun üst kısmına beykoz istikametine giden yere tırmanmaya ve sağlıklı yaşam koşusundan yırtmaya çalışan beylerbeyili lavuğun birini tutmuş ayaklarından ve pantolonundan, aşağı çekiyor. O da can havliyle parmaklık demirlerine sakız gibi yapışmış, aydının abisi aşağı doğru çektikçe tavuk gibi cıyak cıyak bağırıyor. Ayaklan karışık pantolonu da aşağıdan çekilince o da inatla demirlere yapıştığı için yüzüne estetik amaliyat yapmamızdan korksa gerek, pantolonu aydının abisinin elinde kaldı. O kadar kömik bir sahne ki şimdi bile oradan geçerken kendi kendime güler ve deli diyecekler diye insanların yüzüne bakarım çaktırmadan. Ben o zaman da şimdi olduğu gibi anadolu yakasında oturuyorum.otobüs köprüye girmeden insem ve eve gitsem diye düşünüyorum. Ama ayağım ve beynim beni semte gitmekten ala koyamıyor. Kritik yapmamız gerekiyor ve önümüsdeki haftanın maçını konuşmamız gerekiyor kardeşlerle; kafamıza göre. O zamanlar hiç kimsenin; cep telefonunu bırakın evlerinde bile telefonu yok. 28 sene öncesi çeyrek asırdan daha fazla bir zaman geçmiş aradan. Lokalin önünde toplandık. O zaman saygı, duyduğumuz idareci kör naci abi "gençler diyor, vukuata karışanlar varsa voltalansın , daha doğrusu bütün gençler uzaklaşın hemen buralardan diyor." allah gani gani rahmet eylesin. Devir sıkıyönetim zamanı o sıralar. Hemen arazi oluyoruz tabii. Maçın kritiğini yapamadan ve önümüzdeki hafta ne yaparızı konuşamadan. Dedikleri gibi büyüklerimizin, daha sonra öğreniyoruz semtin asker ve polisce basıldığını ve gençlerin arandığını. Ama sevindirici olan şu ki; hiç bir kardeşimiz, hiç bir arkadaşımız göz altına alınmıyor. Biz de tam bir hafta sonra; öğrenebiliyoruz bunu. Heyyy gidi günler heyy. Bir ata sözü var, "geçmiş zaman olur ki; hayali cihan değer " derler. Şimdi düşünüyorum da 53 yaşın verdiği yorgunluk ve 1 hafta önce tekrar kırılan ayağımla; karagümrük, semtim biricik aşkım muhitimin adı geçince kendimi bir an için 18 inde bir delikanlı gibi hissettim. Hay sen çok yaşa hamdi. Bu anılarımı tazettirdiğin için; bana. Hey gidi günler heeey. Ceplerimizdeki arpayı mendil üzerine koyup, da aç susuz nasıl deplasmanlara giderizin matematiğini yapıp; hiç bir kardeşimizi dışlamadığımız, hiç bir karşılık menfaat hesabı yapmadığımız, büyüklerimize alabildiğine saygı, küçüklerimize dolu dolu sevgi verdiğimiz günler. Hey gidi heyyyyyyy Ş e m s i y e Rıdvan yalın
|
ALLAH SANA RAHMET EYLESİN.ÜZERİMİZDE ...
Selam Kardeşler.Play off'lar Istanbul...
Kulübümüze büyük emek vermiş hocamıza...
TeK KaRDeŞ KaRaGüMRüK KsK & KaRaGüMRü...
Eğlenti süperdi wallaha Şampiyon Gümr...