GÜRKAN DEMİRCAN |
| NEREDE ESKİ TRANSFERLER |
| Yazar Karagümrüklü | |||
| Pazar, 14 Haziran 2009 13:50 | |||
|
Sanal ortamda sık sık ziyaret ettiğim Karagumruk.org adlı taraftar sitesinde çok çarpıcı bir tespit dikkatimi çekiyor. İstanbul’un kahpe Bizanslılardan fethedilmesinin 556. yıldönümünde fethin Türk ve İslam alemine yaptığı katkının yanı sıra kendileri açısından da anlamına vurgu yapılarak semtlerinin tarihsel önemine dikkat çekiliyor. 29 Mayıs 1453 Salı Sabahı Fatih Sultan Mehmed Han Edirnekapı'dan İstanbul'a giriyor, ilk adımlarını Karagümrük'e atıyor... Tarih 29 Mayıs 2009, Fatih'in İstanbul'u fethinin 556.yılı kutlu olsun...Ne mutlu biz KARAGÜMRÜKLÜLERE ki İstanbul'un gerçek sahipleriyiz. Gerçek İstanbul, suriçinden ibarettir! Karagümrüklü dostlar, çağ açıp çağ kapayan feth-i mübin hareketine sitelerinde yer verirken, tarihi hakikatin değerine vurgu yapılan cümlenin altındaki cümlenin bir kelimesinin; suriçi sözcüğünün özellikle vurgulanmasıyla besbelli ki semtlerine verdikleri değerin önemini ortaya koymayı amaçlıyorlardı. Gerçek İstanbul suriçinden ibarettir tespitinin altında yatan neden irdelendiğinde; ilk önce akla gelen husus, aidiyet duygusuyla meseleyi sahiplenme istemeleri geliyor. Türkiye yaşanan sosyoekonomik şartların dayatmasıyla değişim geçiriyor, ekonomik sıkıntıların artmasıyla birlikte, artan giderek ivme kazanan bölücü teröründe etkisiyle doğudan batıya göç yaşanıyor, kentlerin, kentlerin içindeki semtlerin demografik yapısı farklılık arz etmeye başlıyor. Eskiden, henüz doğudan batıya göç hareketleri henüz bu denli çığırından çıkmamışken, bir kişiye nereli olduğu sorulunca vereceği cevap üç aşağı beş yukarı aynıydı. Ya yakın ilçelerin köylerinden geldiğini söylerdi insanlar; ya da sık sık kabadayılık mücadelesinin yapıldığı, bu uğurda kiminin yaralanıp kiminin öldüğü mahalleleri, semtleri zikrederlerdi cevap olarak. Bir mahalleden bir mahalleye geçişin, bir devletten bir başka devlete geçer gibi ritüellerin yaşandığı toplumsal kurallar çizerdi o günlerde hareket bireyin alanını. Yabancı biri bir kez geçerdi mahalleden; gözlenmeden, sorguya çekilmeden. İkinci geçişinde kaşlar çatılır, hangi sokaktan gidilirse önüne geçileceği hesaplanır, üçüncü defada mutlaka ne hesap? Denirdi, hafif argo kokan uyarı tınılı sorusuyla gezgine. Ne hesap? Ne hesap sorusunun anlamı çok açıktı bizler için. Birisini arıyorsan bize sor yardımcı olalım, sen de boşu boşuna dönme dolap gibi dolaşma, boşuna yorulma. Söyle bize ne aradığını seve seve yardımcı olalım!... İkna edici bie cevap gelirse gezginden ne ala… Yoksa Bursa devlet hastanesinin acil servisiyle semt karakoluna exradan iş yükü belirirdi, bunca işleri arasında… Türkiye’de birçok ihtiyaç maddesinin yokluğu çekilirdi o günlerde… Çay yoktu, şeker yoktu, tüp gaz, akaryakıt, sigara yoktu, bunca yokluğun yanında uzun uzun kuyruklarımız vardı, mahalle arasında.Bir yere herhangi bir ihtiyaç maddesinin geleceği duyulmaya görsün. Mahalleli işini gücünü bırakır, kuyruğa girerdi, yokluğu çekilen bir nesneyi edinebilmek, alıp çantasına atabilmek, evine götürüp çoluk- çocuğuna aş yapabilmek için. Bütün yoklukların başında döviz yokluğu gelirdi Türkiye’de o günlerde. Bugün parası olanın istediği kadarını rahatlıkla alabildiği Türkiye’de o günkü anlayışa göre cebinde 5 dolar bulunan kişinin döviz kaçakçılığı suçlamasıyla cezaevlerinde gün saymaya başladığı mapusluk gelirdi akıllara. Döviz yoktu, futbol takımları bugün yaşadığımız gibi milyonlarca doları güney Amerikalı esmer tenli çocuklara boşu boşuna kaptıramazdı. Türkiye’ye gelerek futbol oynayan yabancılar sadece şimdi dağılmış bulunan Yugoslavya’nın yaşı geçkince futbolcularıydı. Gençliklerinde sahalarda fırtınalar koparmış Yugoslav futbolcular çaptan düşünce devletini idare eden çooook demokratik! Yöneticilerinin olurunu alınca ellerindeki pasaportlarla Türkiye’ye gelerek bir yandan futbol yaşantılarını devam ettirmek, diğer yandan futbol hayatlarının son baharında 3-5 kuruş edinerek geleceklerini güvenceye alam hesapları güderlerdi. Sasu gibi firikik atıyor, Datcu gibi uçuyor sözleri o günlerde yerli futbolcuları tarif etmekte kullanılırdı. Türk futbol takımları bugünkü gibi dolarlar hovardaca dağıtıp, dünyaca tanınmış yıldızları renklerine bağlayamayınca çaresiz iç pazara döner, yerli yeteneklerin peşinde koşar, onları renklerine bağlamak isterlerdi. İsterlerdi ya parası da olsa her istediği futbolcuyu alamazdı kulüpler. Futbolcu transfer mevsimini beklemek zorundaydılar hem kulüpler hem de futbolcular. Herbişeyin vakti zamanı vardı o günlerde. Çarşıda pazarda domatesi görünce aaaa domates çıkmış derdik birbirimize. Seracılık bilinmiyordu, domates, biber, patlıca yemek için mevsimini beklemek gerekiyordu. Eski ağzıma yeni tat der, ancak ondan sonra yeni çıkan nimeti ağzımıza atardık o yokluk günlerimizde Denize bile karpuz kabuğu denize düşünce girilirdi, erken giren; soğuk algınlığıyla kaba etine iğneler yerdi. Domatesin, karpuzun, cacıklık hıyarın hıyarın mevsimi olduğu gibi futbolcu transfer etmeninde kendine özgü bir zamanı, bir mevsimi vardı. 1 Temmuz beklenirdi o zamanlar, gerisi hikâyeydi. Ali falan takıma gidiyormuş, Veli filan takımla söz kesmiş, Şaban berikiyle flörtteymiş söylentileri bugünün magazin yıldızlarının 3 günlük aşk hayatı gibi dudak bükülerek karşılanırdı meraklıları arasında. 1 Temmuzda kim kime imza attırırsa geçerli olanı oydu. 1 Temmuzdan sonra atılan imzayla dönüşü olmayan yola girilir, imzayı çakan futbolcu parasını aldığı takımın formasını giymeye hak kazanırdı. Popüler, gözde, geleceği parlak bazı futbolcuları bir başka takıma kaptırmak istemeyen takımlar göz koydukları futbolcuyu renklerine kazandırmak istiyorsa, taliplisi oldukları futbolcunun aklını çelip 1 Temmuza kadar gizli bir mekanda saklarlardı. Bomba, bomba bomba, diye manşetler görürdük spor sayfalarında. Falan futbolcuya göz koyan filan takım idarecileri yaptıkları bir gizli operasyonla adı geçen futbolcuyu bizce malüm bir mekana sakladılar. Ortalık karışırdı birden bu bomba haberle. Vaaaay beee, denirdi kıskançlıkla. Bize haaaa, bizde onların en iyi futbolcusuna çengel atıp kaçırmaz mıyız? Kız kaçırma meselesine dönerdi futbolcu kaçırma hikayeleri. Nasıl ki kız eline aldığı bohcasıyla gönlü olan delikanlıya kaçarsa, futbolcularda gönlü olduğu camiaya kaçırılırdı eskiden. Yani eskiden, çooook çoooook eskiden. Verilen sözlerin senetten daha değerli olduğu günlerde. Verilen sözden dönmenin atıp sayıldığı, böylesine hayâsızca bir ayıbı işleyenin utancından sokağa çıkamadığı günlerde. Para yoktu belki ortalıkta fakat gurur tavan yapardı futbol aleminde. Şimdi her şey maddiyata döküldü, parayı bastıran köle pazarından köle seçer gibi futbolcu sahibi olmaya başladı. Bir zamanlar petrol zengini Araplar parayı bastırır, bir uçak dolusu rakkaseyi ülkelerine götürür, haremlerini genişletirlerdi. Bugün yaşadığımız tablonun o günlerden pek bir farkı kalmadı, parayı bastıran futbolcunun ruhuna satın alır oldu. Ne demiş Bolu beyi: Delikli demir icat oldu, mertlik bozuldu. Futbol âleminde de 1 Temmuz kuralı yıkıldı, ortaya irin saçıldı.
|
ALLAH SANA RAHMET EYLESİN.ÜZERİMİZDE ...
Selam Kardeşler.Play off'lar Istanbul...
Kulübümüze büyük emek vermiş hocamıza...
TeK KaRDeŞ KaRaGüMRüK KsK & KaRaGüMRü...
Eğlenti süperdi wallaha Şampiyon Gümr...